İşte Soner Yalçın'ın o yazısından bir bölüm;

Türkiye'de tıp/sağlık alanında uzmanlaşmış gazeteci bırakmadılar.

Bu sebeple… Erdoğan meydanı bol buldu atıp tutuyor. 6. Türk Tıp Dünyası Kurultayı'nda neler demedi ki: -“Göreve gelmemizin ardından dünyada örnek alınan bir sağlık reformunu kısa sürede hayata geçirdik…” Doğrusu şu: Neoliberalizmin iki “vurucu gücü” IMF ve Dünya Bankası, Türkiye gibi ülkelerin “sağlıkta yapısal uyum programı” gerçekleştirmeleri için paralar verdi.

Ve hatta… Bu kurumların Dünya Sağlık Örgütü eliyle her ülkeye benzer sağlık politikaları dayatmaları, bir doktorun bütün hastalara aynı teşhisi koyup, aynı reçeteyi yazmasına benzetildi.

Çok ülkede olduğu gibi Dünya Bankası'nın belirlediği “yol haritasına” Erdoğan da aynen uydu!Keza konuşmasında, Başkan Obama'nın, Türkiye'deki sağlık reformunun küçük bir modelini ülkesinde geliştirmeye çalıştığını ancak başarılı olmadığını belirtti!

KÜRESEL İLAÇ ŞİRKETLERİ DEVLETE, DEVLET DE VERGİYE VATANDAŞA YÜKLÜYOR..

Doğrusu şu: Küresel ilaç şirketleri daha fazla “hap yutturmak” istiyor. Ama –en çok ilaç kullanan- yoksulların ödeme gücü olmadığı için parayı “sağlık sigortası” formülüyle devlete yüklüyorlar! “Sağlıkta yapısal dönüşüm” dedikleri işte bu! Bu yalanla Türkiye, dünyada en hızlı büyüyen ikinci ilaç pazarı oldu…

İlaç şirketleri Obama'ya da bunu yaptırmak istedi; ABD'nin diğer zenginleri Trump öncülüğünde “kimin parasını kime veriyorsun” diye buna izin vermedi! Yani… Mesele küresel ilaç şirketlerinin “kasalarını” doldurma mevzusu! Erdoğan, “avuç avuç ilaç kullanmayı-kullandırmayı önledik” diyebiliyor mu? Diyemez.

...

DİLİNDE NE VAR

Bir değil, iki değil…

Erdoğan hastalar için “müşteri” diyor!

“Müşteri” kapitalist sistemde, “parası kadar alışveriş yapabilme özelliğine sahip” kişi anlamına geliyor.

“Müşteri” varsa, ticaret vardır, kâr vardır…

Kârlılığı artırmak amacıyla kısa sürede çok hasta bakmak, gereksiz tetkikler istemek, ameliyat yapmak, bol bol ilaç yutturmak olağanlaşır. Çünkü: Kâr düşünülen yerde sağlığın her yönü maliyet hesabına göre belirlenir.

Erdoğan, para merkezli “tıp-müşteri” arasına sıkıştırılan bu piyasacı sağlık anlayışının savunucusu.

Bu yapısal dönüşüm insan sağlığını yalnızca teşhis-tedavi çerçevesiyle sınırladı. Tek suçlu beden yapıldı; itibarıyla tek kurtuluş ilaç yutulmasıydı! Fakat. Vücudun neresi ağrıyorsa orasının ilaçla tedavi edilmesi bedenin sahip olduğu normal denge durumunu darmadağın etti! Peki. Bu “endüstriyel tıp” anlayışını dünyaya kim dayattı: Rockefeller!

Hastalığın “sosyal bağlamı” tümüyle ihmal edilip, “ilaç” ve “hastane merkezli” çözüm insanoğluna dayatıldı.

Kolesterol, şeker, tansiyon, depresyon, vitamin gibi insanlara hayatlarının sonuna kadar ilaç yutturacak sistem yaratıldı.

Erdoğan, insanı kronik hastalıkların pençesine atan ilaç merkezli sağlık anlayışının dünyadaki temsilcilerinden biri. Meydanı boş buldu konuşuyor!

NOT: Rockefeller'ın, Türkiye'de kimler eliyle “endüstriyel tıp” anlayışı inşa ederek, insanları nasıl ilaç bağımlısı yaptığını yazdığım “KARA KUTU-Yüzleşme Vakti” kitabımı, İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı'nda 10 Kasım Pazar günü, Saat 15.00'te imzalayacağım…